Şiirhane

Bisikletime Çarparsan Ölürüm

Bisikletliye çarpmamak, sadece bir trafik kuralına uymak değil; insanı fark etmek, yolu paylaşmak ve bir saniyelik dikkatle bir ömrü hayatta tutmayı seçmektir.
Bisikletime Çarparsan Ölürüm
0:00 / 5:10

Bu bir tehdit değil.

Bir slogan hiç değil.

Bu, asfaltın üstünde nefes alarak yaşayanların yalın gerçeği.

Bisikletime çarparsan ölürüm çünkü çarpılan sadece bir kadro, bir zincir, iki teker değildir.

Çarpılan; bir babanın eve dönme umudu,

bir çocuğun sabah güneşiyle yaptığı sessiz anlaşma,

bir gencin özgürlüğe attığı ilk pedal,

bir hastanın ciğerlerine dolan temiz hava hayalidir.

Bu ülkede bisiklet sürmek hâlâ bir cesaret meselesi.

Bir spor değil yalnızca, bir ulaşım aracı da değil.

Bisiklet, bu topraklarda çoğu zaman hayatta kalma mücadelesidir.

Yol dediğimiz şey kime aittir?

Motoru olana mı, gücü olana mı, sesi çok çıkana mı?

Yoksa sadece yürüyene, sürene, var olmaya çalışan herkese mi?

Asfalt cevap vermez ama üstünde kalan izler her şeyi anlatır.

Bisikletliye “kenardan git” denir.

Sanki yolun kenarı güvenlidir.

Sanki kenarda hayat daha az değersizdir.

Sanki bir metre sağa kayınca ölüm ihtimali de kaybolur.

Oysa biliyoruz:

Bir aracın aynası, bir direksiyon hareketi, bir dikkatsizlik…

En önemlisi bir hayat susar.

Bisikletime çarparsan ölürüm çünkü benim tamponum yok.

Hava yastığım yok.

Zırhım yok.

Benim sadece bedenim var.

Bir de umutla bastığım pedallar.

Bu yazı bir ağıt değil fakat içinde yas var.

Bu yazı bir suçlama değilse de içinde hesap soran bir sessizlik var.

Her “kaza” denilen şey gerçekten kaza mı yoksa görmezden gelmenin, acele etmenin,

“bana bir şey olmaz” demenin sonucu mu?

Farkındalık dediğimiz şey tabelayla başlamaz.

Kalple başlar.

Yolda bir bisiklet gördüğünde

ayağını gazdan çekiyorsan,

şerit değiştirirken omzunun üstünden bakıyorsan,

“bir insan geçiyor” diyorsan işte orada başlar hayat.

Bisiklet, şehirlerin nabzını tutar.

"Pedal sesi olmayan bir şehir sağırdır.

Çocukların bisiklete binemediği bir şehir yaşlıdır."

Bisikletliye tahammül edemeyen bir toplum yorgundur.

Biz yorulduk yine de pedaldan vazgeçmedik sebebi bisiklet bazen spordan fazlasıdır.

Bazen bir terapidir.

Bazen bir kaçıştır.

Bazen hayatta kalma nedeni.

Astımı olan biri için bir nefes,

yoksulluğun içindeki biri için bir yol,

çocuklar için düş kurma biçimidir bisiklet ve her düş, korunmayı hak eder.

“Yolda ne işin var?” diye sorulur.

Sanki hayat sadece arabalara tahsis edilmiştir.

Sanki hız, insanın önüne geçmiştir oysa yol dediğin şey paylaşıldıkça insandır.

Paylaşılmadıkça mezarlığa döner.

Bir bisikletliyi sollarken bırakılan mesafe,

sadece trafik kuralı değildir.

Bir ahlak ölçüsüdür.

Bir saniyelik sabır,

bir ömrü kurtarabilir.

Bu yazı, görünmeyenlere bakma çağrısıdır.

Reflektörü gece parlamayanlara,

kaskı olsa da kaderi korunmayanlara,

“bir şey olmaz” denilip geçilenlere…

Bisikletime çarparsan ölürüm demek,

“beni fark et” demektir.

“Ben de buradayım” demektir.

“Ben de insanım” demektir.

Farkındalık şiirleri bazen mısra olmaz.

Bazen bir fren sesi olur.

Bazen bir el freni gibi çekilir vicdana.
Keşke her sürücü, direksiyona geçtiğinde

bir bisikletlinin gözünden bakabilse dünyaya.

Yerden yarım metre yükseklikten,

korumasız, savunmasız lâkin umutlu…

O zaman hız düşerdi.

O zaman öfke susardı.

O zaman yol genişlerdi.

Bisikletliye saygı,

doğaya saygıdır.

Çocuğa saygıdır.

Yaşama saygıdır.

"Bu yazı bir kitap olsaydı,

sayfaları asfalt olurdu."

Mısraları pedal izleri.

Noktalama işaretleri mezar taşları ve hâlâ yazabiliyorsak,

hâlâ konuşabiliyorsak,

hâlâ pedala basabiliyorsak demek ki geç kalmadık.

Bisikletime çarparsan ölürüm ve yavaşlarsan yaşarım.

Bakarsan yaşarım.

Saygı duyarsan hepimiz yaşarız.

Bu bir talep değil.

Bu bir insanlık çağrısı.

Yol senin değil.

Yol bizim.

Ki hayat

bir saniyelik dikkatten daha değersiz değil.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!