Lalp - İztanbul
Şiir, İstanbul’un hatıraları ve imgeleri eşliğinde yaşanmış bir aşkın bıraktığı derin izleri, kayboluşu ve içsel hüznü anlatır.

Dökülen her bir yaprak gibi: sen, ben, biz
Islanmış gazete kadar sersefiliz
Gülhane’de kafamıza düşen ceviz
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Galata Kulesi’nden hiç farkımız yok
Gönlümüze Hezarfen uçmasa iyi
İntiharlar kalbimize kalmasın da
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Adını unuttuğum çiçekler gibi
İstanbul’un en güzel kokan semtinde
Seninle olan hatıralar kayboldu
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Rumeli Hisarı’nda bulduğum boşluk
Düşsel anlamda düşmeme sebep olan
Sarmaşık tarzında çok karanlık bir şey
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Kadıköy’de düşürüp de aradığım
Fesi martılar kaçırmış olsa gerek
Yoksa nasıl ansızın havadan düşsün
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Püskülünü ve is kokan o külünü
Dökünce Yıldız Sarayı’nda buluştuk
Sultanla, o bana baktı, ben de ona
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Birkaç adım, en sonunda Fatih’teydim
İlhan’ı görünce elbette şaşırdım
Tam Ben Sana Mecburum’u yazıyordu
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
“Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor”
Demeye kalmadan önümüzden geçti
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Her şey güzeldi, yolundaydı ve hoştu
Sonra ismini dahi bilmediğimiz
Bir anda telgraf çekildi yüreğime
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.
Evet ben ilk kez cidden aşık olmuştum
Aşık olan açılır ya da yazardı
Lalp’de hep yaptığı gibi zoru seçti
Şiire bağlayıp bıraktı derin iz.






