Leb-i Derya
İzmir’in denizi, sokakları ve gecesi eşliğinde, kavuşulamayan bir aşka duyulan derin özlem ve yalnızlık anlatılıyor.

Gecenin laciverti Körfez’in sularında çözülürken,
Bir kentin koynunda sessizce kanar zaman.
Kordon’a vuran her dalga senin adını fısıldar,
Ben ise bir kadehin dibinde, yudum yudum seni özlerim.
İşte böyledir bu şehir;
Yüzü denize dönüktür ama kalbi sende atar.
Leb-i derya bir yalnızlığın kıyısındayım şimdi,
Göztepe'nin ışıkları gözlerin gibi uzak ve dilsiz.
Bir vapur geçer aramızdan, köpüklerinde ayrılık;
Rüzgâr, Imbat değil artık, özleminin keskin kokusu.
Sen, içimde hiç dinmeyen o mavi fırtına,
Ben, senin tek bir kavisinde boğulmaya razı liman.
Alsancak sokağa dökülür, kahkahalar taşar meyhanelerden,
Oysa benim sessizliğim, denizin o en derin çukurudur.
Aşk dediğin nedir ki zaten?
İki kıyının birbirine bakıp da kavuşamaması;
Tıpkı Pasaport İskelesi’nde unutulmuş bir sis gibi,
Gözlerinin gölgesine sığınıp kaybolmaktır.






