Peyami Safa ve “Server Bedi”nin Sırrı
Peyami Safa, “Server Bedi” mahlasıyla yazdığı Cingöz Recai serileriyle halkı eğlendirirken, aynı zamanda edebiyatın derinlikli yüzünü saklayan çok yönlü bir yazar olarak öne çıkmıştır.

Türk edebiyatının en üretken kalemlerinden biri olan Peyami Safa, çoğu zaman “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” veya “Fatih-Harbiye” gibi psikolojik derinliği olan romanlarıyla hatırlanır. Ama onun hayatının pek az bilinen bir yüzü vardır: “Server Bedi” mahlasıyla yazdığı popüler polisiye romanlar.
1920’lerin sonu, 1930’ların başında Peyami Safa ciddi bir geçim sıkıntısı içindeydi. Çocuk yaşta babasını kaybetmiş, verem hastalığıyla boğuşmuş, eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Gazetelerde yazdığı köşe yazıları ve romanlar ailesini geçindirmeye yetmiyordu. İşte tam bu sırada kalemine yeni bir kimlik kazandırdı: Server Bedi.
Server Bedi imzasıyla yazdığı en ünlü eser, hiç kuşkusuz Cingöz Recai serisiydi. Bu karakter, aslında Türk edebiyatının ilk büyük “anti-kahramanlarından” biriydi. Batı’daki Arsène Lupin’e benzer bir şekilde, kural tanımayan ama zekâsıyla hayranlık uyandıran bir hırsızdı. Cingöz Recai’nin maceraları, kısa sürede gazetelerde tefrika edilmeye başladı. Halk, bu esrarengiz hırsızın her yeni serüvenini merakla takip ediyor, İstanbul’un arka sokaklarından yalılarına kadar uzanan maceralarında kendini buluyordu.
Ama ilginç olan şuydu: Peyami Safa, “Server Bedi” kimliğini uzun yıllar gizledi. Çünkü edebiyat çevrelerinde “polisiye” türü hafif, hatta küçümsenen bir tür olarak görülüyordu. O ise bir yandan Türk romanına psikolojik derinlik katarken, öte yandan halkın kolayca okuduğu, merakla takip ettiği serilerle geçimini sağlıyordu.
Bugün bile birçok kişi, “Cingöz Recai”nin yazarıyla “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nun yazarının aynı kişi olduğuna şaşırır. Bu şaşkınlık aslında Peyami Safa’nın kaleminin çok yönlülüğünden kaynaklanır. O, hem rafine bir edebiyatçı, hem de halkın nabzını tutabilen bir popüler yazar olmayı başarmıştı.
“Tozlu Raflar” işte bu yüzden değerlidir: Çünkü bize, unuttuğumuz ya da bilmediğimiz bir hakikati fısıldar. Peyami Safa, sadece ağır ve derin romanların yazarı değildi. O, aynı zamanda Türk halkına geceleri gaz lambası ışığında heyecanla okunan serüvenler sunan, edebiyatla gündelik hayat arasındaki köprüyü kuran bir yazardı.
Bugün “Server Bedi” ismini çoğu kişi bilmez, ama onun kaleminden çıkan hikâyeler hala bize şunu hatırlatır: Büyük yazarlar, bazen farklı maskeler takarak hayatta kalır. Ama ne olursa olsun, o maskelerin arkasında aynı kalbin attığını anlamak gerekir.




