Raz
Şiir, hayatın acı ve yalnızlıkla yoğrulmuş yönünü, hayallerin ve dostlukların zamanla yıpranmasını; buna rağmen kişinin köklerine, aidiyet duygusuna ve içsel sükûnete tutunma çabasını anlatır.

Gülecek bir şey yoktu aslında;
Hepimiz kendi hayatlarımızın soytarısıydık.
Dertli hiçbir türküye kendimizi yakıştırmadan,
Ömrümüzü kana kana içiyorduk.
Hepsi birer acı öyküydü;
İçi içine sığmayan gencecik anıların yazıldığı.
Gıyabımızda darağacına asıyorduk
Rutubet kokulu bir mahpuslukta hayallerimizi.
Soğumuyordu içimiz meğer;
Kaç düşmanı sindirip mabedimizden kovduysak da.
Ah, birikiyor dostlar;
Sanki hiç gitmeyeceklermiş gibi.
Oysa nicelerini gömdüm ben.
Ben ki raz sözlere hasret kalıp,
Mıh gibi tuttum kendimi;
Dilime bile yanaştırmadım haramı.
Asi bir rüzgâr bile değiştirmedi
Doğduğum dünyaya olan aidiyetimi.
Hem kim sevmez büyüdüğü köyü,
Bir çocuk saflığında?
Öyle temiz, öyle duru ki...
Köy; erenlerin dilinde semaha duruyor.
Ar bilmeze karşı susmak mı?
Susmak, sükûnete erenlere yol çiziyor.
Vardığın yer ise
Kendi gönlünün en izbe köşesi...





