Beyanlar

Aşk Sandığı

Aşk sandığı, söyleyemediklerimizle ağırlaşan, korkuyla kilitlenen ama cesaretle açıldığında hem insanı hem toplumu iyileştirebilecek sessiz bir hafızadır.
Aşk Sandığı
0:00 / 6:09

Bazı sandıklar vardır; kapağı açılmaz, anahtarı kayıptır, içindekiler sayılmaz. Sandık dediğin çoğu zaman bir eşya değildir.Bir hafıza, bir suskunluk,bir bekleyiştir. Aşk sandığı da böyledir. Kimsenin tam olarak ne zaman doldurduğunu bilemediği, çoğu zaman da ne zaman boşaldığını fark edemediği bir sandık.İçine koyduklarımız kadar koyamadıklarımızla ağırlaşır. İçine sakladığımız sözler, söyleyemediklerimizden daha çok yer kaplar. Ve zamanla, sandığın tahtası değil ama kalbimiz çatlamaya başlar.

Aşk sandığı, çocuklukta başlar. Henüz adı konmamışken bile. Annenin saçını okşayışı, babanın sessizce başını okşaması, sokakta düşüp dizimizi kanattığımızda bir elin uzanmasıdır ilk parçalar. Sevginin karşılıksız olduğu o ilk anlar, sandığın en temiz bölmesine konur. Sonra büyürüz. Sevgi şartlı hâle gelir. “Eğer”lerle başlar cümleler. Eğer başarılıysan, eğer susarsan, eğer uyarsan… Aşk sandığına artık temiz değil, kırılgan duygular girer. Sevildiğimizi zannettiğimiz anlarla, aslında yalnız bırakıldığımız anlar yan yana durur.

İnsan, hayatı boyunca bu sandığı taşır. Kimi sırtında, kimi cebinde, kimi hiç farkında olmadan. Bazıları sandığı başkasına emanet eder; bir eşe, bir dosta, bir sevgiliye ama sandık emanet kabul etmez.Çünkü içindekiler bize aittir. Her terk edilişten sonra sandığın kapağı biraz daha sert kapanır. Her hayal kırıklığında pas tutar menteşeleri. Açmak zorlaşır, bakmak acıtır, konuşmak yorar.

Toplum olarak da bir aşk sandığımız var. İçinde yarım kalmış sevdalar, susturulmuş kadınlar, büyüyemeden öldürülmüş çocuklar, yolda kaybettiğimiz bisikletliler, “Eve sağ salim dön." diye uğurlayıp tabutla karşıladıklarımız var. Biz bu sandığı yıllardır açmıyoruz. Üzerini örtüyoruz. “Zamanla geçer."diyoruz. Oysa geçmeyen şey zamandır, içimizde birikenlerdir. Sevgiye hasret kalmış bir toplum, sandığını kilitlemiş bir toplumdur. Kimse kimsenin acısına bakamaz hâle gelmiştir çünkü herkesin sandığı doludur, taşıyamıyordur.

Aşk sandığı sadece romantik bir kavram değildir. Bir direniştir bazen. Bir annenin çocuğuna sarılırken içine koyduğu korkudur. Bir babanın konuşmadan verdiği destektir. Bir işçinin alın terini eve getirirken “bugün de kimseye muhtaç olmadık” demesidir. Aşk sandığı, sevginin en sessiz hâlidir. Gösterişsizdir. Sosyal medyaya sığmaz. Fotoğraf çekilmez onunla lâkin yokluğu hemen hissedilir.

Biz ne zaman sevmeyi unuttuk? Ne zaman birinin gözünün içine bakarken acele etmeye başladık? Ne zaman sarılmak lüks, anlamak zaman kaybı oldu? Aşk sandığımızı ne zaman başkalarının yargısına bıraktık? Sandığın içine koyduğumuz her duygu, biraz da korkuyla yerleştirildi. “Yanlış anlaşılır mı?”, “Zayıf görünür müyüm?”, “Değer mi?” soruları arasında sevgiyi buruşturup attık. Sonra “kimse beni sevmiyor” diye sandığın başına oturduk.

Oysa sandık doludur ama içindekiler açılmadıkça çürür. Sevgi de böyledir. Paylaşılmayan sevgi küf tutar. Söylenmeyen söz, zamanla ağırlık yapar. İnsan en çok söyleyemediklerinden yorulur. “Keşke”ler sandığın en karanlık köşesinde birikir. “Keşke aramasaydım”, “Keşke daha önce söyleseydim”, “Keşke susmasaydım”… O keşke’ler bir gün sandığın kapağını kırar.

Aşk sandığı bazen bir bisiklet gibidir. Pedalı çevirmezsen düşersin. Denge ister, emek ister. Yolda giderken rüzgâr yüzüne çarpar ama durmazsan özgürlüktür. Durursan ağırlıktır. Sevgi de hareketsiz kalınca yük olur. O yüzden sandığı ara sıra açmak gerekir. Havalandırmak. İçindekilere bakmak. Atılacakları ayıklamak. Yenilerini koymak ama biz korkarız. Açarsak dağılır sanırız. Oysa dağılmak bazen iyileşmenin ilk hâlidir. İnsan ağlamadan temizlenmez.Toplum yüzleşmeden düzelmez. Aşk sandığı açılmadan sevgi yeniden öğrenilmez. Biz çocuklara sevgiyi öğretmiyoruz artık, başarıyı öğretiyoruz. Kadınlara sabrı öğretiyoruz, mutluluğu değil. Erkeklere susmayı öğretiyoruz,duyguyu değil. Sonra herkes sandığını sessizce taşırken, kimse kimseye dokunamıyor.

Bu köşe yazısı belki dünyayı değiştirmez ama bir sandığın kapağını aralayabilir. Okuyan birinin “ben ne zamandır sevmiyorum?” diye sormasını sağlayabilir. Belki biri bugün bir mesaj atar. Belki biri birinden özür diler. Belki biri çocuğuna daha sıkı sarılır. Aşk sandığı devrimle değil, küçük cesaretlerle açılır.

Unutmayalım: Sandık boş kalmaz. Ya sevgiyle dolar ya korkuyla. Ya umutla ya pişmanlıkla. Biz ne koyarsak, bir gün onu çıkarırız ve sandığın içindekiler, en olmadık anda karşımıza çıkar. Bir şarkıda, bir kokuda, bir sokakta, bir vedada…

Belki de artık sormamız gereken şudur:

Aşk sandığımızda ne var ve daha da önemlisi onu açmaya cesaretimiz var mı?

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!