Bedri Rahmi Eyüboğlu - Karadut Şiirinin Hikayesi
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Karadut”u, Mari Gerekmezyan’a duyduğu yasak ama ölümsüz aşkın, tutkuyla yoğrulmuş bir vicdan azabı ve sanatla mühürlenmiş bir kalp yarasıdır.

Şairin kendi mektuplarında ve dönemin sanat çevresi dedikodularında geçen, eşi Eren Eyüboğlu’nun dahi acısına katlandığı fırtınalı bir aşkın hüzünlü vesikalarıdır.
Ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu... Sanatı gibi aşkı da tutkulu ve sınır tanımazdı. Ancak onun hayatının en derin izi, eşi Eren Eyüboğlu'ndan kısa süre sonra tanıştığı genç, güzel ve yetenekli heykel öğrencisi Mari Gerekmezyan'dı.
Ermeni asıllı olan Mari, Bedri Rahmi'nin deyişiyle, sanki sinesine saplanmış "kara saplı bir bıçak" gibiydi. Kaşı kara, gözü kara, ama en çok da bahtı kara... Bu, yasak bir aşktı. Toplumun, sanat çevresinin ve en önemlisi ailesinin sessiz yargılarının ortasında, iki sanatçı tutkuyla birbirine bağlanmıştı.
Bedri Rahmi, Mari’ye olan aşkını ne sakladı ne de susturdu. Ona büstler yaptı, tablolarında onu yaşattı ve en önemlisi, o meşhur dizeleri kaleme aldı:
"Karadutum, çatal karam, çingenem, / Nar tanem, nur tanem, bir tanem..."
Bu sevda, ne yazık ki yetmiş sene yaşatılmaz üstadın dediği gibi, uzun sürmez. Mari, dönemin koşullarında tedavisi zor olan Tüberküloz (Verem) hastalığına yakalanır. Bedri Rahmi, sevgilisini yaşatmak için elindeki en kıymetli tabloları dahi yok pahasına satar. Ama nafile. Mari, 1946'da, gencecik yaşta hayata veda eder.
Şair yıkılır. Kendini içkiye, kedere vurur. Yıllar sonra, bir mecliste, dostları ondan bu şiiri okumasını ister. Şair, o an gözyaşlarına boğulur. Yanında oturan eşi Eren Hanım, o gece kocasının, ölen sevgilisinin ardından hâlâ yanıp tutuştuğunu anlar.
Bu hikâye, otuz beş yaşını deviren her faniye şunu haykırır: Gerçek sevda, bataklıkta bir dubleye meze olmaz. O, kara bir yazgı gibi, kara saplı bir bıçak gibi sinesine saplanır. Bugünün "jilet balığı kadar" sadakatsiz çağında, Bedri Rahmi’nin gözyaşları, aşkın onurunu ve kalıcılığını ispat eden bir mühürdür.




