Dilde Akıl Tutulmaları
Metin, Türkçe öğretiminde yüzeyselleşen yöntemleri, aşırı kodlama ve sınav odaklı yaklaşımın öğrencide kalıcı öğrenmeyi zayıflattığını eleştiren; yaşayan dilin doğasına uygun, anlaşılır ve temelli bir eğitim anlayışı çağrısı yapan didaktik bir eleştiri yazısıdır.

DİLDE ÖĞRETİM SORUNU
Bilgi çağı diyorlar, bir garip zamana düştük dostlar! Ağzı olan konuşuyor, derlerdi eskiden şimdi de klavyesi olan yazıyor. Kendine sanal ortamda yer açan kim varsa yazıyor da yazıyor. Yazıyor ama bilginin kaynağı yok, güvenilirliği yok, kanıtı yok. Olsun, klavye var ya, yazıyor da yazıyor. Spordan tutun da siyasete; sanattan tutun da ekonomiye sosyal medya uzmanı(!) dolu her yer. Kısacası her şeyde işin özünü yitir yüzeyselliğe geçtik.
Böylesi bir ortamda eğitimin ve öğretimin bu işten etkilenmemesi olanaklı mıdır? Elbette hayır.
Öğretimde amaç kalıcı bir öğrenme olmaktan çıkıp günübirlik yöntemlerle geçici başarı elde etmeye döndü. Bunun nedeni olarak da sınav sistemini gösteriyorlar ama sınav sistemini gerekçe göstermenin kendilerini kandırmak için yalnızca bir kılıf olduğunu görmüyorlar ya da görmezden geliyorlar.
Şimdi konumuza gelelim. Türkçe öğretiminde göz ardı edilmemesi gereken bir nokta var: “Türkçe yaşayan bir dildir.”
Yaşayan dillerde kesin ve bağlayıcı kuralların bile kural dışına çıkan kullanımları bulunur. Bu yok sayılamaz. Peki, onlar ne yapıyor? Hemen söyleyeyim ve sorayım:
I. Sınavda öğrenciye zaman kazandırırız anlayışı ile kodlamalar yapıyorlar. Yaşayan bir dilde kodlama yapmanın geçici başarılara kapı açabileceğini ama kalıcı öğrenmenin önünde büyük bir engel olduğunu unutuyorlar.
“anası mezar dikecekmiş” diyerek sıfat-filleri; “mayışmak” diyerek isim-fiilleri; “Kenyalı Asiye ince ipi araklamadan gittiğinde oldukça” diyerek zarf-filleri öğretmeye kalkarsanız
“Buluttan nem kapıyor” cümlesinde bulutt-an işte sıfat-fiil; “Yol boyunca uyudu.” cümlesinde boy-unca işte zarf-fiil diyen öğrenciye ne yanıt vereceksiniz?
II. Sesli harf, sessiz harf kavramını öğretmeden sessiz benzeşmesini “fıstkçı Şahap” ile anlatırsanız “Çocukcağız üzüldü.” cümlesinde çocukcağız olmalı diye öğrenciye nasıl bir açıklama yapacaksanız?
III. Bağlaç ve edat olan ki ayrı yazılı ama bazı sözcükler bu kuralın dışındadır, diyeceğinize bitişik yazılan ki için “som bahçemi” gibi bir kodlama bulursanız bulduğunuz kodlamaya karşın öğrencilerin “oysaki ve mademki” sözcüklerinde ısrarla hata yapıyor olmasını ne ile anlatabilirsiniz?
IV. Tüm dil kurallarını hiçe sayarcasına “virgül yoksa noktalı virgül yoktur.” Gibi bir kural(!) ortaya atarsanız “Ekonomik koşullar iyi değildi ama insanlar mutluydu” cümlesinde “ama” bağlacının görevini noktalı virgülün de yapabileceği gerçeğini nasıl görmezden gelirsiniz?
V. Durum eki, bağlaç ve sıfat türetme görevlerinde kullanılan “de” için cümleden çıkarın anlam bozuluyorsa ektir ve bitişik yazılır, diyorsanız “ Kitaplar, deniz, bir de müzik…” cümlesinde “de” çıkınca anlam bozuşuyor öyleyse bitişik yazmalıyım diyen öğrenciye verecek bir karşılığınız olacak mı?
VI. Dil kurallarını öğretmeye çalıştığımız kitlenin düzeyini göz ardı edip de üniversite düzeyinde bilgileri verirseniz ÖSYM sınavlarında daha önce hiç sorulmamış örnekleri bulup çıkarırsınız. Bulup çıkardığınız bilgilerin çoğu da dilcilerin tartıştığı ve kanıta gereksinim duyulan konular olur ki bunun öğrencinin kafasını karıştırma dışında hiçbir işlevi ve yararı yoktur. Örnek mi istiyorsunuz:
Başta da söylediğim gibi yaşayan dillerde kuralların dışına çıkan kullanımlar karşımıza çıkabilir. “+aç” eki fiilden ad türetir. “kaldır-aç / say-aç / sark-aç”
Ancak aynı ekin addan ad türettiği de görülür: “top-aç / bakır-aç(bakraç)”
Bu örnekten yola çıkarak cik ekine bakalım. Bu ek Türkçede sesli türetebilir:
“az-ı-cık / bir-i-cik / dar-a-cık”
Şimdi bu kurala bakarak “gül fiildir, öyleyse gül-ü-cük olmaz. Olsa olsa “
gülüş-cük” gül-ü-cük olmuştur diyerek bir de üstüne “ş” düşmüş yani sessiz düşmesi var dersiniz
Örnekleri çoğaltmak olasıdır. “ ‘çatal’ sözcüğünün kökü çat fiilidir arkadaşlar, bunu not alın sınavda öne geçin” gibi söylemlerde bulunursanız ben de size derim ki: “ağaç sözcüğü ağmak fiilinden, güneş sözcüğü kün sözcüğünden türemiştir.”
Derim de bunun lise düzeyindeki öğrenciye yararı yoktur, üstelik Türk Dil Kurumu bu sözcükleri basit olarak almaktadır.
Sözün özü, söyledikleriniz ve öğrencilere verdiğiniz bilgiler
birincisi, kanıt istiyor; ikincisi, üniversite düzeyi bilgidir; üçüncüsü ÖSYM’nin bugüne kadar böyle bir sorusu yoktur.
Öyleyse, şapkamızı önümüze koyacağız ve düşüneceğiz: “Amacımız kalıcı bir öğrenme ile Türkçeye katkı sağlamak ve öğrenci başarısını arttırmak mı, yoksa öğrencilere geçici başarılar kazandırarak sanal ortamda adımızı duyurmak mı?






