Ekran mı Bizi Bozdu, Biz mi Ekranı?
Televizyon dizilerindeki ahlaki çürüme ile sosyal medyanın dayattığı hızlı tüketim kültürü aynı yozlaşmanın iki yüzüdür ve bu erozyonu durdurmak, izleyen kadar üretenin de sorumluluk almasıyla mümkündür.

Son günlerde hangi kanalı açsak aynı tartışma ile karşılaşıyoruz: Diziler bizi nereye sürüklüyor? Ensest ilişkiler, şiddetin kutsanması ve ahlaki gri alanların sıradanlaştırılması... Bir yazar olarak dokuz yıl önce kaleme almaya başladığım ve çeşitli bütçe kısıtları nedeniyle ancak bugünlerde okurla buluşacak olan "Sahte Dünyalarda Yeniden Doğmak" isimli kitabımda sosyal medya ilişkilerini mercek altına aldığımda gördüğüm manzara ile televizyon ekranındaki bu tablo, aslında aynı madalyonun iki yüzünü temsil ediyor. Dokuz sene önce temellerini attığım bu gözlemlerin, bugün televizyon ekranlarında birer birer karşımıza çıkması, meselenin ne denli derin bir yozlaşmaya işaret ettiğini kanıtlar niteliktedir.
Dizilerdeki bu çürümeyi sadece senaristlerin hayal gücüne bağlamak, buzdağının yalnızca görünen kısmıyla yetinmektir. Bugün dizilerde eleştirdiğimiz o hızlı tüketim ve sadakatsizlik temaları, aslında sosyal medyanın bize dayattığı beğenilme arzusu ve tek tuşla vazgeçme kültürünün birer yansımasıdır. Algoritmalar sosyal medyada nasıl kaosu besliyorsa, reyting sistemleri de televizyonda uç noktaları ödüllendiriyor. Sakin, etik ve öğretici olan değil; sarsan, öfkelendiren içerikler kazanıyor. Bir kötülüğü her gün izlemek, o kötülüğe karşı bağışıklık kazanmamıza neden oluyor. Sosyal medyada bir skandala on beş saniye ayırıp ekranı kaydırdığımız gibi, dizilerdeki ağır travmaları da mısır patlatarak izler hâle geldik.
Türkiye’nin zengin kültürel dokusu, sadece entrika ve şiddetten ibaret değildir. Sosyal medya ilişkilerinde kaybettiğimiz o sahicilik ve emek kavramlarını hem kitaplarımızda hem de senaryolarımızda yeniden inşa etmek zorundayız. Yozlaşma, sadece ekranda gördüğümüz bir sahne değil; o sahneye gösterdiğimiz rağbetin kendisidir. Belki de asıl sormamız gereken soru şudur: Ekran mı bizi bozdu, yoksa biz mi yozlaşmak için o ekranları bu hâle getirdik? Sonuç olarak; telefon ekranımızdaki o kaygan zemin ile televizyon ekranındaki o renkli yalanlar birleştiğinde ortaya çıkan şey toplumsal bir erozyondur.
Sahte dünyalarda kaybolmak yerine özümüzde yeniden doğmak, kalemimizi ve kumandayı bu erozyonu durdurmak için kullanmakla mümkündür.





