Kalp Kanseri
Modern dünyanın bireyi kalabalıklar içinde yalnızlaştırdığı, toplumsal çelişkilerin ise hepimizi ortak ve şifasız bir “kalp kanseri”ne sürüklediği anlatılıyor.

Hiç düşündünüz mü, bilmem. Her organımız kanser olurken, bir tek kalbimizin bu hastalıkla ilişkisinin olmaması ne kadar tuhaf… Zihnimizin bulanıklığı, manevi bir hakikat içinde henüz ne olacağına bile karar veremeyen anlamsızlıklarını; iş hayatında, aile yaşantısında ve çoğunlukla da özel hayatında kustururken, giden tek şey zaman oluyor.
Fark edilse de kabullenilmeyen, küreselleşmenin ivme kazandığı bir dönemdeyiz. Sırtlarında evlerini taşıyan, kaplumbağa misali nefes almaya çalışan; bir memlekette doğup ekonomik, siyasi ve benzeri nedenlerle hayatlarını sil baştan inşa etmek zorunda kalan “global ruhlar” ile “gurbet hâlini” —hiç kuşkusuz anlasa da— anlamamış gibi yapan, konfor alanını terk etmekten korkanların savaşı hiç bitmiyor.
Her şey insan zihninde başladığı gibi, insan zihninde bitiyor. Bireysiz toplumlar ise küreselleşme adı altında daha da çok sömürülüyor. Kitleler içinde önem, anlam ve itibar bakımından güçlü kabul edilen insanların bile bir yerden sonra yeknesak sızlanışları başlamıyor mu?
Bugün Orta Doğu’da yaşanan değişim, bireyselleşmeye doğru atılan adımların bir dönüşümü olarak karşımıza çıkacaktır. Sosyolojik temellerde hiçbir toplumun geriye gitmeyeceği olgusu vardır; lakin toplumların kanla imtihanı yıllardır bitmiyor. Fikrimce, toplumların kan dökmeye başladıkları gün, gözyaşının da icat edildiği gündür.
Hâlâ aralıksız, her gün ağlayan; mahvolan; bedenleri dışında her şeyini kaybeden insanlar var aramızda. Kalabalığımıza alamadığımız, anlayamadığımız, sözde yardım ettiğimiz insanlar… İstanbul depremini yaşadığımızda, “ifadesiyle başlayan” cümleler okuyacağız tekrar. Zamanı öngörülemeyen anların gelmemesini talep etsek de bilim,
Tanrı’nın uyarısını bizlere iletiyor.
Şair Paul Valéry’nin çok sevdiğim bir cümlesi vardır. Der ki:
“Bir toplum, kendi başına yaşayamayan insanların bir araya gelmesidir.”
Yine çok değerli yazarımız Tezer Özlü:
“Şunu öğrenmelisin: Seni senden çalan toplumdur.”
Bence her şeyin denge içindeki dengesizliği makbuldür; bireyselliğin de, kalabalığın da. Peki bu mümkün müdür? Hele yaşadığımız anlar içinde “yalnızlık” kelimesini, kalabalıktan kaçmak için bulduğumuz birkaç fırsat anından başka hiçbir şeyle ilişkilendiremediğimiz hâlde… Sevmediğimiz, saygı duymadığımız, koruyamadığımız, kendimizle tanımlandırmaktan korktuğumuz hâlde…
Bedeni farklı yerlerde, zihni ise kalabalıkların arasına karışamamış insanların sonu kaçınılmazdır ki bu, kalp kanseridir. Hepimizi bir arada tutan ortak hastalığımızın adı da budur. Şifasızlıklar diliyorum. Başka türlü iyileşemeyeceğimiz ortada.






