Kül Kokan Adam'a İs Kokulu Mektup
Kül kokan bir geçmişe yazılan bu mektup, yanarak sevmenin, kurtaramadığını içinde yaşatmanın ve vedaya direnen bir itirafla insanın kendi kalbiyle yüzleşmesinin tek ve uzun nefesidir.

Kül Kokan Adam’a
Sana yazmak için kaç defa yanmaya başladığımı bilmiyorum. Her seferinde önce duman yükseliyor içimden. Sonra kelimeler is tutuyor. Dilime yapışıyor suskunluk.
Bu mektubu yazarken, ellerimin titremesini durduramıyorum. Parmak uçlarımdan bedenimin her noktasına nükseden ateşi, zihnimin her köşesinde hissediyorum. Yanıyorum. Kağıdın kokusu, yanan bir şeylerin kokusunu taşıyor. Bu, sana yazdığım için. Senin kül kokunu, ben is kokusuyla tamamlıyorum. Sanki aynı yangının, aynı felaketin iki farklı emaresiyiz. Sen, yanıp biten, küle dönen bir geçmişin. Bense o yangının isini soluyan, o isi kalbine yerleştiren ve şimdi oradan konuşan biriyim.
Bu bir veda değil, biliyorum. Bu bir itiraf. Sana duyduğum tüm o karışık hislerin, içimdeki o korkuların, sustuklarımın, hayranlıklarımın ve tüm o eksik yanlarımın bir itirafı. Bu, içinde kaybolduğum bir yangının isine mektup yazmak gibi. Ama bu mektubu sana değil, kendime yazıyorum. Çünkü seninle konuşmak için önce kalbimle yüzleşmem gerekiyor. Bu yüzden ben ancak seninle susabilirim. Sonuna ve sonsuza kadar.
Hazanım, yaprak sarısı gözlerinde savrulmak istiyorum. Yaprak sarısı gözlerinde yaşamak, gülmek ve güle güle ölmek istiyorum. Seviyorum hazanım, sendeki her şeyi seviyorum. Açık kestane saçlarının rüzgâra meydan okuyuşunu dahi.
Başka bir zaman diliminde, zaman ilk defa bizim lehimize oynarken bir motor yarışına katılalım. Adrenalin kanında dolaşırken attığın nidaları bizzat duyayım. Göğsümü sırtına yaslayıp kalp atışlarının ritmiyle büyüleneyim. Kalp atış ritimlerin kendini toparlayamazken ben senin ritimlerine tökezleyeyim. Nidalarına sadece ben eşlik edeyim. Saçlarım rüzgârın ahengine kapılmışken dengeni sağlayayım. Dengen olmuşken bir de dengin olayım, hazanım.
Ah hazanım, yarışın bitişi bizi ilgilendirmesin bu zaman diliminde. Sadece birbirimize sıkışıp kalalım, zaman bize aksın usulca. Bir sarılma vereyim sana, sakinleştireyim o çaresiz ritimlerini. Göğsün göğsüme yaslıyken hissedeyim sendeki bütün her şeyi. Kalbinin kıyameti istesem de olamam. Ben yalnızca kurtarırım bizi buradan.
Kar tanelerinin arasında kıvrılıp uzanabilirdik, hazan. Bütün vücudun acıyla yanıyorken tutardım ellerini. İyileştirirdim bütün gizlerini, hislerini ve emarelerini. İz demiyorum hazanım, onlar ancak daha fazla yakar seni. Senin yanan bedenini söndürene kadar uzanırdık karların içinde. Göz göze gelirdik belki, o zaman tamamlardık birbirimizi.
Sen her zaman üçlemelerin adamı oldun, hazanım. Senin şansın üçtü, varlığın üçtü, yaşamın üçtü. Sana hiçbir zaman dördüncü şansı vadedilmedi. Dördüncü şansın olup seni yaşatmak isterdim. Yaşa isterdim, her noktası acı kokmayan bir yaşam verirdim. Kalbinin pusulası, kollarının sarmaşıkları olurdum. Yaşamının nabzı, hafızanın yankısı olurdum.
Yıllarca farkında olmadan oluşturduğun bütün maskeler olmadan benimle konuşmanı istiyorum. Karşımda yalın bir şekilde, dolaysız cümleler konuş hazanım. Hafif aksanlı kelimelerinle konuş benimle. Gözlerimin içine bakarak kendi kendine mırıldan bazen. Ne dediğini anlamayayım ama hissedeyim o güzel bakışlarından. Ben anlarım ve seninle yaşarım. Zaman bizi kamçılarken ona boyun eğmeyelim. Koşullar bizi bağlamasın hiçbir zaman, biz kaçmayı tercih edelim.
Bir konsere gidelim mesela, bambaşka bir tarza bürünelim. Biz bile bizi tanımayacak hâldeyken hem de. Çalsın bize ait şarkılar, ilk defa yaşıyormuş gibi söyleyelim. Bir de Papatya çalsın, bunun şerefine yüzündeki emareye dokunup bir buse kondurayım. Aidiyeti iliklerimize kadar hissederken geceyi sabaha bağlayalım.
Bir papatya tarlasına gidelim mi? Senin sulayıp büyüttüğün o papatyaların olduğu tarlaya. Uçurumun kenarında olmasına rağmen yemyeşil yamaca, birer yıldız gibi parlayan bembeyaz papatyalara sahip olan o yere hem de. Papatyaların arasında uzanırız güzelce. Mezarın olmasına izin vermem, hazanım. Oraya cansız bir beden olarak uzanmanı değil, çırpınıp duran kalbinin göğüs kafesinden fırlayacakken uzanmanı sağlarım.
Renkli ve parlak bilyelerle dolu olsun önümüz. Her bilyenin şıkırtısı, içimize bir umut ışığı doldursun. Hazan, ben biliyorum ama senin öğretmeni istiyorum. Her oynadığımızda bana tekrardan öğret. Seninle öğrenmek istiyorum. Öğretirken oluşan bilge tavrını izlemek benim gülümsememe yetiyor. Kırmızı benekleri olan siyah bilyeni sıkıca tut, yuvarlanmasın uçurumdan. Söz veriyorum bir gün bende tutacağım, gerek uçurumdan gerek papatyalarla çevrili mezardan.
Oturalım bir masaya, baharatlı pilav yapayım sana. Aramızdaki küçük sırrı sürdürelim yemek boyunca. Biten tabağı doldurmak yerine tencereyi kavrayıp yemeye başla mesela. Yaparsın, biliyorum. Her seferinde olduğu gibi yemeği neden bu kadar sevdiğini sorayım. Tanıdık bir tat var, deyip göz kırp usulca. Baharatlı pilavı ilk senin yaptığını ikimizde görmezden gelelim hep. Tarif bana aitmiş gibi davranıp, sürdürelim bu küçük oyunu.
Karşıma otur bir gün, ciddi olalım ama. Ciddiyeti kavramaya çalışalım en azından. Önümüzde siyah beyaz taşlar dizili olsun. Biz kazanmaya çalışıyor gibi oynayalım, oyun sonunda birbirimizi kazanalım. Bu oyunda kaybeden olmasın. Kayıp vermeyelim hazanım, toprağa kül kokulu bir beden veremem. Şayet verirsem, yeşerip sarmaşık olman için saçlarımı dolarım soğuk mezar taşına.
Senin yıkımın beni yakıyor. Kül olup karışıyorum rüzgâra. O zehir dudaklarından boğazına akmadan hemen önce söyledin ya, cesedimi yakıp rüzgâra savurun diye. Bu yangını savuramadık, affet hazanım. Kimsesiz bir mezarlığın en büyük dostu yağmurlardır. Yağmuru elçin yaptım. Bulutlara anlattım seni, her gece gidişine döktüler damlalarını.
Sadece bir gün yanımda olsaydın, her şeyimi verirdim yaşamına. Hazan biliyorum; sıcak kollar dolansaydı boynuna dördüncü şans için yalvarırdın Tanrı'ya.
Gömdüm seni en derin gizlerimin olduğu yere. Bu yüzden yaşayacaksın sonsuza kadar benliğimde. Asla unutulmayacaksın, hazan. Ben kendimi unuturum seni unutmam.
Dediğim gibi; veda değil bu, açığa çıkmayı bekleyen bir itiraf. Taşlar, tahtadan devrildiği için başımıza yıkıldı dünya. Yakarak akan zehir, seninle beraber beni de gömdü. Bunu asla okuyamayacak olan sana yazmak ve biraz daha yakmak istedim kendimi.
Şimdi ise sadece is kokuyor satırlarım, ben ancak seninle karşı karşıya gelince yaşadığımı anlarım. Hazanım, yaşat beni de anlayayım. Bu diyarda kaldıkça ancak zarar ve ziyan olanım.
Emarelerine sevgi ve özlemle,
İs Kokan Kadın






