Para, para, para
Bu yazı, kapitalist ve acımasız çalışma düzeninde emekçilerin insanlıklarını, güvenliklerini ve onurlarını koruma mücadelesini eleştiriyor.

BİR KURYE…
Her şeyden önce bir insan… Bir eş, bir baba, bir anne… Motosikletiyle son sürat gidiyor, yetişmek zorunda. Çünkü siparişi veren kişi “ Zamanında gelmezse siparişi iptal ederim.” demiş. O sipariş o kişiye ulaşamayacak; siparişi iptal eder mi, bilmiyorum ama eş yalnız, çocuklar babasız kaldı!.. Kurye kaza yaptı ve öldü. Ne uğruna? Çocuklarına götüreceği ekmek uğruna… Hem de üç kuruş maaş uğruna… Hem de bir sabırsızın egosu uğruna…
BİR MADENCİ…
Her şeyden önce insan… Bir eş, bir baba… Her gün yerin yedi kat atında ölümle dans ediyor… Ne uğruna? Ne uğruna? Çocuklarına götüreceği ekmek uğruna… Hem de üç kuruş maaş uğruna… Hem de bir patronun egosu uğruna…
BİR ŞOFÖR… Her şeyden önce insan… Bir eş, bir baba, bir anne… Her gün trafikte… Her gün yüzlerce farklı insan, yüzlerce farklı araçla uğraşıyor yollarda… Neden istediğim noktada durmadın, diye tartaklanıyor bir yolcu tarafından… Bir şey gelmiyor elinden… Aslında çok şey yapabilir de yapamıyor, eli kolu bağlı… Ne uğruna? Ne uğruna? Çocuklarına götüreceği ekmek uğruna… Hem de üç kuruş maaş uğruna…
BİR DOKTOR…
Her şeyden önce insan… Bir eş, bir baba, bir anne… Her gün bir insan hayatını kurtarmak için gece gündüz demeden çalışıyor. Hasta yakını tarafından tartaklanıyor… “Benim vergimle çalışıyorsun” hakaretine uğruyor… Ne uğruna? Ne uğruna? Çocuklarına götüreceği ekmek uğruna… Hem de üç kuruş maaş uğruna… Hem de zalim bir düzenin bekâsı uğruna…
BİR ÖĞRETMEN…
Her şeyden önce insan… Bir eş, bir baba, bir anne… Her gün bir insan hayatına dokunmak için gece gündüz demeden çalışıyor.… Bazen bir öğrenci bazen bir veli tarafından tartaklanıyor… “Benim vergimle çalışıyorsun” hakaretine uğruyor… İftiraların odağı oluyor, soruşturmalar geçiriyor… Ne uğruna? Ne uğruna? Çocuklarına götüreceği ekmek uğruna… Hem de üç kuruş maaş uğruna… Hem de zalim bir düzenin bekâsı uğruna…
BİR TARAFTAR…
Her şeyden önce bir insan… Bir eş, bir baba… Futbol izlemekten zevk almaz olmuş… Eski günleri özler olmuş… Gücü elinde bulunduran, parası çok olan istediği hocayı, istediği futbolcuyu alırken kendi takımı kendi yağında bile kavrulamaz olmuş… Futbol seyirlik olmaktan çıkmış, kazançlık olmuş çünkü… Mahalle maçları, köy maçları, şehir takımlarının maçları yok artık Demir grup, Evkur, Medipol, Çaykur, Aytemiz, Fraport var… Ne için? Kasalar daha çok dolsun diye…
Nerede o eski günler, derseniz; ne ara bu kadar acımasız olduk, derseniz duygusal bir romantizm ile baş başasınız demektir. Olaya bilimsel ve sınıfsal bakarsınız hiç şaşırmazsınız; çünkü “vahşi kapitalizm” ile baş başayız aslında. Evimizden tutundan da stadımıza, işimize, yurdumuza kadar kuşatma altındayız ve bu kuşatma içinde İNSAN KALMAK için çabalamaktan başka çaremiz yok.
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU






