Beyanlar

Sesteki Saklı Kıta

Yazar, bir sesin frekansında sadakat, şefkat ve güveni bulup aşkı “insanın ruhunun bir tınıda kendini evinde hissetmesi” olarak anlatıyor.
Sesteki Saklı Kıta

Sevgili okurum

Bazı sesler vardır, kulağa değil, doğrudan ruha çarpar. Duyduğunuz an, içinizde bir yerlerde daha önce fark etmediğiniz bir kapının aralandığını hissedersiniz. O kapıdan içeriye, sadece duymakla kalmayıp hissettiğiniz bir tını dolar. İşte ben, yakın bir zamanda böyle bir sesle tanıştım. Ya da daha doğrusu, böyle bir sese rastladım.

Eril bir sesti bu Ama tanımların ötesinde, tariflerin kifayetsiz kaldığı bir yerdi. Sesi oluşturan o titreşim, o hususi tını, öyle sıradan bir konuşmanın içinde kaybolup gitmiyordu. Adeta bir frekans gibi yayılıyor, havayı değiştiriyordu. O frekansın içinde, bir dağın zirvesindeki o eşsiz sessizliğin huzuru vardı. Kadim bir çınarın gölgesinde bulunan şifa vardı. Ve en önemlisi, kaybolduğunuz bir şehirde size yolu tarif eden bir yabancının sesindeki o garip, izah edilemez güven vardı.

Sesin frekansı sadece desibel ve hertz'den ibaret değildir. O, bir enerjidir. Yayıldıkça dokunur, dokundukça dönüştürür. İşte bu ses, o kadar düşük ve tok bir frekansta yankılanıyordu ki, sanki yerin altından, toprağın derinliklerinden geliyordu. O derinlikten yükselirken yanında getirdiği şeyler de apayrıydı: Sadakat getiriyordu, sözünün eri olan bir adamın sarsılmaz duruşu gibi. Şefkat getiriyordu, içinde asla acıma olmayan, aksine güç veren bir tür merhamet.

Ve bu merhamet, öyle uzaktan uzağa bir iyilik dileme değildi. O sesin tınısı, karşısındakinin tüm benliğine, ta iliklerine kadar işliyordu. Adeta kemiklerinizi ısıtan bir güneş gibi, ruhunuzun donmuş, üşümüş, kırılmış yanlarını sarıp sarmalıyordu. O an anlıyordunuz ki, bu sesin sahibi, özverinin ne demek olduğunu bilen bir adam. Varlığıyla bile bir liman, konuşmasıyla bir yol gösterici.

İşte bu yüzden, o seste buldum bütün aradıklarımı. Modern dünyanın karmaşasında kaybettiğimiz o saf duyguları; sadakati, şefkati, merhameti ve en çok da güveni. O ses, bir adamın dış dünyaya açılan kapısı değil, iç dünyasının derinliklerine inen bir çağrıydı aslında. Ve siz o çağrıya kulak verdiğinizde, içinizde bir kıtanın keşfedildiğini duyumsuyordunuz.

Belki de aşk, tam olarak budur. Bir sesin frekansında kendini evinde hissetmek. O tınıda kaybolup, aslında kendini bulmak. Çünkü bazen bir insanın ruhu, en çok sesinde gizlidir. Ve o sese dokunabilmek, en büyük cesarettir, en büyük şanstır, en büyük huzurdur.

Belki bir gün sende sesi şifa olan bir ruha denk gelirsin...

Sevgilerimle.

Işığım ışığın olsun...

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!