Unutan Yozlaşan İnsan
Yaratıcı’yı düşünmeyi ve sorgulamayı bırakan modern insan, anlamla bağını kopararak kalabalıklar içinde yalnızlaşan ve içten içe yozlaşan bir varlığa dönüşmektedir.

Bir zamanlar insanın Yaratıcı’ya dair soruları vardı.
“Beni kim var etti?” diye şaşıran bir çocuk.
“Bu acının anlamı ne?” diye sorgulayan bir yetişkin.
“Hayatım nereye akıyor?” diye düşünen bir bilge.
İnsan, sorduğu sorularla büyürdü. Sorgulamak onun ruhunu diri tutan bir ateşti.
Bugün ise bambaşka bir çağdayız.
İnsan artık Yaratıcı’yı inkâr bile etmiyor çünkü inkâr için dahi bir merak, bir yüzleşme cesareti gerekir. Çağımızın insanı yüzleşmekten kaçıyor. Kendiyle, varoluşuyla, sessizliğiyle…
Modern dünyanın gürültüsü insanın iç sesini bastırdı.
Artık kimse “Yaratıcı var mı?” diye değil,
“Bu konuyu düşünmeye vaktim var mı?” diye soruyor.
Asıl çürüme burada başlıyor.
Yaratıcı’yı düşünmeyi bırakan insan, farkında olmadan kendi varlığının kökünü kesiyor. Yerine ne koyarsa koysun — güç, para, özgürlük, haz, kariyer — hiçbirinin gölgesi insanın iç boşluğunu tam örtemiyor çünkü anlam dışarıda değil, içeride aranır.
Sorgulamayı bırakan insan, düşüncenin toprağını kurutur.
Bu yüzden bugünün dünyasında kalabalıklar çok, ruhlar yalnız…
Herkes yaşıyor gibi görünen ama iç âlemi çöle dönmüş bir nesil…Oysa ki sorgulamak inançsızlık değil;
var oluşu anlamlandırmanın, kendini bulmanın ilk kapısıdır.
Soru soran insan derinleşir. Düşünen insan olgunlaşır. Arayan insan büyür.
Bugünün en büyük krizi, Yaratıcı’ya inanmamak değil;
Yaratıcı’yı hiç düşünmemektir.
Onu gündemden silmek, merak etmemek, konuşmamak…
Bu bir çağrı:
İster inanın ister inanmayın ama sorun çünkü insan nefesiyle değil, sorularıyla vardır ve Yaratıcı üzerine düşünmek, aslında insanın kendine yönelmesidir.Belki de her şey şu cümlede gizlidir:
Yaratıcısını unutan, yozlaşır.
Kendisini unutan ise hiçbir dünyada tam yaşayamaz.






