Ve İnsan
İnsanın varoluşunu, acziyetini, imtihanlarını ve faniliğini sorgulayan; doğumdan ölüme uzanan yolculuğunu derin bir iç muhasebeyle anlatan kapsamlı bir hakikat arayışıdır.

0:00 / 3:36
Başına geleceklerden habersiz gelmişti bir kez dünyaya.
Bu gelişten haberi var mıdır,rızası alınmış mıdır bilinmez ama adımını çoktan atmıştır kalubela’ya.
Neydi insanı bu kadar anlamlı kılan,kainatin bile yaratılış sebebi olan?
Kendi kendinin kıymetini biliyor muydu eşrefi mahlukat acaba?
O küçücük yüreği gövdesine sığan,dünyası ise evreni darlayan.
Daha en başında ne olduğunu bile anlamayan insan, yolculuğunu tamamlayabilecek miydi ısrarla?
Ruhu bir ırmak gibi akarken dağların arasından eteğinde topladığı duygularını bırakabilecek miydi daha ovaya kavuşmadan?
Birbirinin yolunu beklereken her gece,acaba kaçıyor muydu bugün sessizce ve gizlice?
Bazen gitmekle kalmak arasında verdiği en büyük mücadele yoluna çıkanlarla yaşamak mıydı yoksa onları yaşatmak mıydı kendince?
Farkında mıydı bugüne kadar söylemiş olduğu sözün henüz dillenmeyen kelamdan kısa olduğunun?
Biliyor muydu bir hayal dünyasında çöken kara bulutların rahmetle kavuştuğunun?
Haberi var mıydı nimetle birleşen hiç bitmeyen umutlardan,gökyüzüne merdiven dayayan hülyalardan?
İnsanlığın ya ona hayran olduğundan ya da düşman pususundan.
En büyük imtihanıydı belki de hiç yokmuşçasına unutulmak ya da her dakika hatırlanmaya lütufta bulunmak.
Cesareti var mıydı bu dünyadan borçlu değil de alacaklı gitmeye,tuttuğu sözün yeminlerle birleşmesine?
Ve insan,henüz birbirini tanımıyorken bir gün seveceğinden habersiz kalbinin öngördüğüne kilitlenen.
Ne zaman,nerede,nasıl bir yaşam düzeni kuracağını kestirmeden kendisine yol haritaları çizip varış noktasına giden.
Ve insan,dile kolay gelen yılların ne çabuk geçtiğini,kiminin doğarken kiminin yaşarken öldüğünü bilmeden hoyratça zamanını tüketen o varlık değil miydi?
Zor muydu insanoğlunu tatmin etmek?Kimi aşktan sarhoşken kimi neşeden çakırkeyifken kimi şişeden kimi acıdan içerken.
Doğuştan mıydı insanın herkese açık olması?Bazen perişanlık bazen vurdumduymazlık yaşaması.
Özünde pişmanlık taşıyıp gözlerinde hüzün tutan,şansını doğuştan arayıp kaderine sonradan yanan kaç kişiydi?
İnsafsız davranmak mıydı hayata?Yoksa yaftayı yapıştırmak mıydı topluma?Saygı göstermeden dönde bir bak kendine demeden.
Mesele nihayetinde insan olmak değil miydi?Farklılıkları hoş görüp şu dünyada herkese verilen hakları hakikat alemine gönderen.
İpini mi çekmesi gerekiyordu acaba hayatın?Geriye kalan ezilmiş hatıraların,köşe başlarına gizlenmiş umutların.
Ve insan,tüm sevdalıları ateş yanarcasına kıskandıran,vuslatların en koyusunda dem olan bir vazgeçilmezdi.
Ruhunu karamsarlık saran,ağlayası varken artık konuşan neresinden bakarsan yıkılmış değil miydi insan?
Dünyada yok edilirken insanlık,hakları elinden alınırken duyduğu pişmanlık,kafayı çevirip başka yere bakıp’’ ben bu işin neresindeyim?”diyendi insan.
Velhasıl insan bir ezan ile doğan bir sela ile kaybolan…





