Beyanlar

Peki Ya Sonra?

İnsan bütün hedeflerine ulaşabilir; fakat hayatın anlamı, ulaşılan zirvede değil, o zirveye rağmen sormaya devam ettiği 'Peki ya sonra?' sorusunda gizlidir.
Peki Ya Sonra?

Tolstoy’un İtiraflarım kitabını okurken, gün içinde zihnimi kurcalayan soruların yavaş yavaş cevaplarını bulmaya başladım.

Çok tuhaf… 

Sanki evren, yaşadığım bu karmaşayı önceden biliyormuş da bu kitabı tam zamanında karşıma çıkarmış ve “Bir de buradan bak,” diyormuş gibi.

Dün akşam, sohbetin nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlayamadığım, saatler boyunca telefona bakmayı unuttuğum çok kıymetli, Öznur ile beraberdim. Sanırım bugün yaşadığım kafa karışıklığının bir kısmı da ondan geliyor.

Ben kendime hiçbir zaman “yazar” demedim. Hep “yazabilen biri” demeyi tercih ettim. Çünkü “Ben yazarım.” demek bana hep biraz hadsizlik gibi geldi. O ise büyük bir içtenlikle, “İyi bir kalemin var. Bence artık o elbiseyi üzerine giymelisin.” dedi.

İşte varoluş sancısı tam da o cümleden sonra başladı.

Bugün kendi kendime düşünüyorum, O elbiseyi gerçekten giymeli miyim? Diyelim ki giydim Ne olacak? Hatta bir adım daha ileri gidelim; olmak istediğim noktaya geldim. Sonra?

Tolstoy da bana benzer bir yerden bakıyor sanki. İnsan bütün hedeflerine ulaşsa bile, sonunda yine aynı soruyla baş başa kalıyor: “Peki ya sonra?”

Belki de mesele, hangi unvanı taşıdığımız değil o unvanın bize hayatın anlamını verip vermediği.

Benim kalemim, belki de tam bu yüzden yazıyor. Bir cevap vermek için değil doğru sorunun peşinden gidebilmek için.

Talepler bitmez, istekler tükenmez.

Fakat ya hayatımın tam merkezine tek bir şeyi koyarsam? “Ben çok iyi bir kalem olacağım.” deyip bütün yaşamımı bunun etrafında şekillendirirsem? Her günümü, her kararımı, her fedakârlığımı bu hedef uğruna verirsem…

Üstelik buna inanıyorum da. Bir gün çok okunan, insanların satırlarında kendinden bir parça bulduğu bir yazabilen olacağımı hissediyorum.

Peki ya sonra?

Diyelim ki başardım. Kitaplarım okundu, ismim bilindi, hayalini kurduğum noktaya ulaştım.

Sonra ne olacak?

İnsan hayatını tek bir zirveye bağladığında, o zirveye ulaştığı gün aslında yeni bir boşluğun eşiğine mi geliyor? Çünkü hedefe giderken insanı ayakta tutan şey mücadele oluyor. Hedef gerçekleştiğinde ise geriye yine aynı soru kalıyor:

“Şimdi ne?”

Belki de Tolstoy’un peşine düştüğü soru tam olarak buydu. Başarmak, anlamın kendisi değilse; o zaman anlamı nerede aramalıyız?

Tam bu noktada aklıma Leo Buscaglia’nın bir sözü geliyor: İnsan başarıya gereksinim duyar.

Sanırım buna katılıyorum. Hayatımın hangi evresinde olursam olayım, başarı hep talep edeceğim bir şey olacak. Çünkü başarı yalnızca alkışlanmak değil insanın kendi potansiyeline verdiği cevaptır.

Ama başarı, anlamın yerine geçtiği anda tehlikeli bir hal alıyor. Çünkü başarı doyuruyor gibi görünse de, insan kısa bir süre sonra yeni bir zirvenin özlemini çekmeye başlıyor. Talepler bitmiyor, hedefler tükenmiyor. Her ulaşılan nokta, bir son değil bir sonraki arayışın başlangıcı oluyor.

Belki de sorun, başarı istemek değil; hayatın anlamını yalnızca başarıya emanet etmek.

Haydi bu yazım da sizlere emanet. Başarıyor muyuz gençler?

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!