Cahit Sıtkı Tarancı ve “Otuz Beş Yaş”
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş” şiiri, şairin kendi yaşam muhasebesini ve zamanın ağırlığıyla yüzleşmesini dizelere dökerek herkesin içsel hesaplaşmasını yansıtan ölümsüz bir eserdir.

Yaşatmazlar yetmiş sene üstad
Ne Dante'yi ne beni
İbrahim Çallı ya inat.
Ne guvva'nın ruhu
Ne de Hulusi efendinin esamesi kaldı.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Zamanında yoktu kahbelikler
İnsan satmalar,
Sıtma vardı belki ama
Kinin de vardı
Asalaklara inat.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Dranas'ın Fahriye'si kons şimdi
Hayalleriyle bataklıkta
Hayata kons şimdilerde,
Hayallerinde gene mahallenin
Ama bir dubleye meze.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
'Ey gül-i bağı eda'da
Eda kalmadı,üstad
Dede efendi felç oldu,
Yetmiş sene yaşasam bende.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Selamı alınmazdı Fuzuli'nin
Rüşvet deyuu,
Deve yi hamuduyla götürdüler
Bu kadar gördüğüm yeter
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Deniz ve mehtab ta renk kalmadı
Yıldızlar gene uzak ama duygusuz,
Dağların yeşili bile kaçtı.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Ne Cemil Meriç bilindi
Ne de münazaracı beyin kaldı,
Her yer Evliya Çelebi
Ankara keçisi yok artık.
Yaş otuz beş yolun tamamı.
Jiklet balığı kadar yok sadakat
Ne yuva'ya ne yavru'ya ne de ana'ya
Badı saba'nın da tadı yok
Görmek bile istemezdin üstad
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Sevdalar Yeşilçam da kaldı
Sevenler gene Mecnun,
Hayal kurulmuyor geleceğe
Umutsuzluk,yarına dair.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Hayat Demokles'in kılıcı
Sevene,insan'a,can diyene
Bulmacalardan çıkıp geldi meta
İnsan ticari mal oldu
Duygular ise yok.
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Yetmişe varmadan gördüğüm yeter
Her gün aynı film,aynı kareler
Değişecek mi,yaşayınca seneler?
Yaş otuz beş yolun tamamı
Cahit Sıtkı ya inat.
Cahit Sıtkı Tarancı… Türk şiirinin en içten, en duygusal seslerinden biri. Ama onun en bilinen şiiri “Otuz Beş Yaş”, sadece yaşın getirdiği bir muhasebe değil, aynı zamanda bir şairin ruhsal kırılma anını, içsel hesaplaşmasını yansıtır.
1940’lı yıllar… İstanbul’un taş kaldırımlarında, yağmurun hafifçe düşmeye başladığı bir akşamüstü, Tarancı kafasında bir soruyla dolaşıyordu: “Zaman benim için ne anlam ifade ediyor?” Otuz beş yaşına yaklaşmak, gençliğin heyecanı ile orta yaşın ağır gölgesini aynı anda hissetmek demekti. Bu karmaşanın içinden doğdu “Otuz Beş Yaş”.
Şiirin satırları, basit bir yaş muhasebesi gibi görünse de, aslında derin bir felsefi sorgulamanın ürünüdür:
-Geçmişe dair pişmanlıklar,
-Kaçırılmış fırsatlar,
-Sevgi ve arkadaşlıkların getirdiği huzursuzluklar,
-Her şeyden önemlisi, ölümün gölgesiyle yüzleşme…
Cahit Sıtkı, bu dizeleri yazarken kendi yaşamını sorguluyor, her dizeyi bir aynaya çeviriyordu. Şiir, yayımlandığında halk arasında hızla yayıldı. İnsanlar, kendi yaşamlarının muhasebesini yaparken Tarancı’nın kelimelerinde kendilerini buldular.
“Tozlu Raflar” burada devreye giriyor: Çünkü bu şiir, yalnızca bir şairin duygularını değil, tüm bir neslin içsel hesaplaşmasını saklar. Okuyucu, Tarancı’nın otuz beş yaşında hissettiklerini okurken, kendi zamanının ağırlığını ve hayatın hızla akıp gittiğini fark eder.
Bugün hala “Otuz Beş Yaş”ı okuyan bir genç, 35 yaşına yaklaşmasa bile, her yaşta insanın zamanla yüzleşme sancısını hisseder. Ve işte şiir tam da bu yüzden ölümsüzdür: Çünkü herkes kendi ömrünü Tarancı’nın dizelerinde görür.




