Beyanlar

Dilde akıl tutulmaları

Bu metin, “Türkçe yazıldığı gibi okunur” ilkesinin yanlış yorumlandığını ve dildeki ses olaylarının (yumuşama gibi) yazı dilini bozmadığını vurguluyor; konuşma dili ile yazı dilinin farklı olduğunu, kuralları görmezden gelerek yanlış genellemeler yapmanın Türkçeye zarar verdiğini anlatıyor.
Dilde akıl tutulmaları

“Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dildir.” İlkesinin unutulduğu, bilimsellikten uzak çabalarla bu ilkenin görmezden gelindiği bir süreç içindeyiz. Dildeki konuşma dili-yazı dili ayrımını unutuyor, konuşma dilini yazı dilinin içinde kesin kurallara dönüştürmeye çalışıyoruz. Bu çabanın nedenini anlamaya çalışmak, bunun dile vereceği zararları göremeyen insanları izlemek içimizde onmaz yaralar açıyor.

En düz, en kolay örnekle başlayalım isterseniz:

“Türkçede ç-k-p-t sessizleri ile biten sözcükler sesiyle başlayan ek aldığında sözcük sonundaki ç>c; k>ğ; p>b; t>d olur. Buna sessiz yumuşaması denir.”

Örneğin kitap sözcüğü -ım eki aldığında kitabım olur.

Bu ve bunun gibi örneklere bakarak “Türkçe yazıldığı gibi okunmuyormuş, demek ki!..” diyorlar çokbilmiş bir tavırla.

Unuttukları bir şey var ama: Bu, bir ses olayıdır ve her sözcükte gerçekleşecek diye bir kesinlik yoktur.

“Elindekileri çöpe attı.”

“Keskin sirke küpüne zarar verir.”

“Gökte bulutu gördük.”

Peki, bu örneklere ne diyeceksiniz, dersek yanıtları ne olacak merak ediyorum. Yumuşama bir ses olayıdır ve dilin yazıldığı gibi okunur kuralını bozmaz. Önce bunu anlamak gerekiyor.

                        Ayrıca, yumuşama olayı özel adlarda yazımda gösterilmez ama okunurken yumuşatılır, kuralını hiçe sayarak “Tarık’a para verdim.” cümlesini yazıldığı gibi okumak yaklaşımı doğru değildir. “kitabı” görünce “Hani yazıldığı gibi okunmuyor” deyip “Tarık’a” diye okurken yazıldığı gibi okunur kuralını uygulamak, bir akıl tutulmasından başka ne ile açıklanabilir?

                        Yalnız bununla da kalmıyor bu akıl tutulmaları. Diksiyon dersleri veren eğitmenler, şöyle bir örnek vererek “Türkçenin yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığını savunuyorlar:

“gelmeyeceğiz diye yazılır gelmicez diye okunur.”

Türkçeyi içinden çıkılmaz bir duruma düşüren anlayış tam da bu aslında. Unutulan, görmezden gelinen nokta şudur: “Konuşma dili, yazı dilini bağlamaz. Yazı dili her yerde, her durumda kuralları ile işler. Konuşma dii ise kentten kente, bölgeden bölgeye değişir. Siz, söyleyiş farkını yazı dili kuralı ya da bir kural yanlışlığı olarak anlatamazsınız.

“Neyine güvenem yalan dünyanın” diyen halk ozanı Karslı Murat Çobanoğlu’nu “güveneyim” olması gerekirken “güvenem” dediği için suçlayabilir miyiz? Haddimiz de hakkımız da değildir bu. Bu söylemi, “Bakın işte, sözcükler yazıldığı gibi okunmuyor.” Biçiminde kullanmak ise tam bir akıl tutulması değildir de nedir?

                       

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!