Beyanlar

Gizli Takıntıların Sessiz Dünyası

Küçük takıntılarımız, hayatın karmaşası içinde bize güven veren görünmez sığınaklar ve kimliğimizin en içten izleridir.
Gizli Takıntıların Sessiz Dünyası
0:00 / 2:55
Herkesin bildiği, ama kimsenin dillendirmediği küçük sırlar vardır. Birinin kapıyı üç kez kontrol etmeden içi rahat etmez. Başkası aynı şarkıyı günlerce dinler, başka biri yatağa girmeden önce yastığını belli bir düzene koyar. Bunlar dile gelmez, çünkü her insan, kendi küçük ritüellerini yalnızca kendine saklar. Montesquieu der ki: “İnsan, alışkanlıklarının esiridir.” Belki de biz, kendi hayatımızın en sıkı zincirlerini bu küçük alışkanlıklarla örüyoruz. Dışarıdan bakıldığında anlamsız gibi görünen hareketler, aslında içimizdeki düzen arayışının sessiz yankılarıdır. Çünkü hayat düzensizdir, zaman karmakarışıktır, insanlar güvenilmezdir; ama kapının kilidini üçüncü kez kontrol etmek, bize sahte de olsa bir güven verir. Takıntılar, insanın görünmeyen duasıdır. Her tekrar, “hayat yolunda kalsın” diye fısıldanmış bir temenni gibidir. Bu yüzden küçümsenecek şeyler değillerdir. Her tekrarın içinde korku kadar umut da vardır. Korku: “Ya yanlış giderse?” Umut: “Belki bu hareketimle düzeltirim.” Rilke, “İnsanın en derin yalnızlığı, ancak kendi tekrarlarında görünür” der. Gerçekten de bu gizli alışkanlıklar, insanın kalabalıklarda bile yalnız kaldığı anların izidir. Çünkü onları kimseyle paylaşmaz, kimseyle konuşmaz. Onlar sadece insan ile kendi iç sesi arasında yapılmış gizli bir antlaşmadır. Ama insanın gizli takıntıları yalnızca bir zayıflık değil, aynı zamanda bir kimliktir. Her tekrar, her küçük ritüel, kişiliğimizin görünmeyen çizgilerini çizer. Bir insanın gizli alışkanlıklarını öğrenmek, onun ruhunun en derin odasına adım atmaktır. Çünkü insan, en çıplak hâliyle ancak bu görünmez hareketlerinde saklıdır. Bazen sorarız kendimize: “Bende bir gariplik mi var?” Oysa garip olan biz değiliz, garip olan hayatın ta kendisi. Bizim küçük alışkanlıklarımız, o garip hayatın içinde kurduğumuz minik sığınaklardır. Ve belki de mesele şudur: Takıntılarımızdan utanmak değil, onları anlamak. Çünkü onlar bizim iç dünyamızın kırılganlığına tanıklık eder. Ve insan, kırılganlığını kabul ettiğinde, gerçek anlamda güçlü olur. Kafka’nın dediği gibi: “İnsanın evi, kendi içine kapanan en küçük hareketlerindedir.” Bizim gizli ritüellerimiz de işte o evin kapılarıdır. Sessiz, gösterişsiz, ama bize ait.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!