Kalem Yere Kelam Kalbe Düştü
Uzun bir suskunlukta olgunlaşan kelimelerin, inzivayla yüzleşilen benliğin ve cesaretle yeniden tutulan kalemin içten bir itirafa dönüşmesidir.

Şimdiden sürçülisan olursa affola.
Yazmalar biriktirdim kendime, uzun zaman kaldığım bu sessizlikte, kalemim yorulmuştu ben de inzivaya çekildim. Kağıtlar hasretle, kalem merakla bekliyordu yazacaklarımı. Kelimeler, cümleleri, cümleler satırları kovalıyordu ve ben artık kaçmıyordum harflerden.
Sessizlik uzun sürdü ama boş değildi. Her susuş, içimde başka bir kelimeyi olgunlaştırdı. Kalemim yorulmuştu belki ya da ben, kelimelerle yüzleşmeye cesaret edememiştim. O yüzden inzivaya çekildim. Gürültüden, aceleden, herkesin konuşup kimsenin duymadığı o kalabalıktan uzaklaştım.
İnziva, kaçış değilmiş meğer, insanın kendine doğru attığı en dürüst adımmış. Orada zaman yavaşladı. Duygularımın sesi yükseldi. Kalbim, yıllardır susturduğum soruları tek tek önüme koydu. Cevaplar hazır değildi ama artık sormaktan korkmuyordum. Çünkü kelimeler, sabırla beklemeyi bilenlere küsmüyordu.
Kâğıtlar hasretle, kalem merakla bekledi beni. Ben de onları daha fazla bekletmedim. Yazmaya başladığımda anladım ki harflerden kaçmak mümkün değil; onlar insanın peşini bırakmıyor. İçine düştüğün her duygu, bir gün mutlaka cümle olmak istiyor. Ve ben artık kaçmıyordum. Ne acıdan, ne özlemden, ne de kendimden.
Bu yazdıklarım bir iddia değil; bir itiraf belki. Kendime tuttuğum bir ayna, kalbimin kenarına düşen notlar. Okuyan kendinden bir parça bulursa, bilsin ki bu kelimeler yalnız yazılmadı. Çünkü bazı cümleler, yazıldığı anda artık yalnız yazana ait olmuyor.
Ben şimdi kalemi elime her alışımda, suskunluğuma teşekkür ediyorum. Çünkü bu kelam, o sessizliğin içinden doğdu. Ve biliyorum; insan en sahici cümlelerini, sustuğu yerden yazıyor.





