Vatan mı, Kadraj mı?
Toplumda gerçek vatan sevgisi ve sorumluluk, gösteriş ve sosyal medyada “paylaşma” yarışının gölgesinde kaybolmamalıdır; özveriyle yapılan iş, takdir beklemeden yerine getirilmelidir.

Uzun zamandır kulağımda çınlayan o nida : “Her şey vatan için!”
Son dönemlerde nedendir bilinmez kulağımdan bu ses hiç gitmiyor.Küçüklükten beri yüreğimizin bir yarısı ülkenin toprağında büyüyüp can veren nice genç yüreklerle çarpıp onların acısıyla sızlar.Diğer bir yarısı ise geride bıraktıklarının hüznüyle dolar onların emanetlerinin ağırlığıyla ezilir.
Ara sıra nerede olduğumuzu, hangi emanetlerle yükümlü olduğumuzu unutup kalplerimizi karartsak da bazen aklımız başımıza gelir hep bu bitmez tükenmez vatan sevdasıyla ölene kadar minnetle yaşarız.
Çünkü doğup büyüdüğümüz yerleri, huzurumuzu, emniyetimizi, vatanımızı yüceltmeyi arzu edip bu uğurda çabalayan ve can veren nice gençleri unutmamız elbette mümkün değil.
Nefes aldığımız her sürede attığımız her adımda ruhumuzda onların varlığı ebedidir.
Yediden yetmişe herkes bu bilinçte ve bu onurdadır.
İnsanların içinde daha yaratılışlarında vatan sevgisi olduğu için vatana bağlılıkları sebebiyle uğrunda her şeylerini seve seve feda edebilecekleri kutsal değerleri ve üstün nitelikleri vardır.Bunu gerçekleştiren canını sessizce hiçe sayanları unutmayışı da bundandır.
Elbette sadece şehitlerimizi anmakla, doğup büyüdüğümüz toprakları sevip korumakla yetinmeyip vatanımızın dağını, taşını, ağacını, suyunu, ahlakını, kültürünü, tarihini, edebiyatını, dünya görüşünü tespit edip bunları koruyan kişiler olarak yaşarız.
Bu şekilde büyüyüp toplumda yerimizi alırız.Çalıştığımız yerlerde, yaptığımız işlerde bu bilinçle ilerleriz ve bunların hepsini üzerimize bir görev atfeder başkalarına kanıtlama çabası olmadan yerine getiririz.Bu herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Fakat son zamanlarda beni rahatsız eden ve toplumun pek çok kesimini etkileyen olumsuz bir durumla karşı karşıyayız.
Sessiz sedasız yıllarca özveriyle yaptığımız işler nedense artık herkesin gözü önünde tüm ülkeye ilan edilip takdir ve onaylanma ihtiyacına muhtaçlık hissedercesine her yaptığımız aleni bir şekilde gözler önüne sergileniyor.
Attığımız her adım yaptığımız her aşama saniye saniye kaydedilip sergiye çıkıyor. Kadrajlar yapılan işlerin her anını çekmekle doldu taştı.Artık depolama alanları bile yetmiyor. Bazı insanlar ipin ucunu öyle bir kaçırdı ki her an bir paylaşımda bulunmazsa tabiri caizse kriz geçiriyor. ”Oversharing” olarak da bilinen bu durum bir kişinin kendi hayatına dair çok fazla ve genellikle gereksiz bilgiyi sınırları aşarak başkasıyla paylaşması anlamına geliyor.
Hem bireysel mahremiyeti riske atıyor hem de çevrede rahatsızlık yaratıyor.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de iş hayatına sıçrayan bu durum iyice eğreti haline geldi.
Kişiler yaptıkları işlerde yarışmak yerine “yapmış gibi görünmekte”yarışıyor.Her anı kadrajlayıp paylaşıyor.Yaşananlar maksadını aşmış durumda.
Sosyal medyanın popüler olduğu bu çağda iş yapmak yerine onları fotoğraflayıp paylaşım yarışına girmek bazı kişileri olumsuz anlamda geriye götürüyor.Dostlar alışverişte görsün diye yalandan iş yapıyor gibi olmaları içler acısı.
İşin akışı, ilerleyişi, amacı en önemlisi de işe verilen emeği gören hiç yok.
Çünkü ellerimizdeki aygıtlarda bunları çekecek asıl olması gereken davranışı gösterecek bir özellik yok.Henüz böyle bir teknoloji üretilmedi.
Yaptığımız işlerde, gösterdiğimiz tavırlarda, sergilediğimiz karakterlerde maalesef gerçeklik dışında her şey yerini almaya başladı.
Sosyal medyada insanların hatta üst düzey yöneticilerden tutun en alt sınıfta yer alan çalışanların bir “like”uğruna yaptıkları ve söyledikleri yalanlar, kusursuz görünen hayatlar, ”mış” gibi yapmalar, işe değil poza odaklanmalar yerini sağlamlaştırıp adeta demirbaşa bağladı.
Oysaki hakkıyla ve özveriyle yapılan hiçbir işin reklama ihtiyacı yoktur.Yapılan işi birilerine göstermek, kanıtlamaya çalışmak, takdir beklemek basitlik göstergesidir.
Sorumluluğunu alan, görevini en iyi şekilde yapan bireyler asla buna ihtiyaç duymaz.Her anını çekip paylaşmak gibi bir kaygıya düşmez.
Çünkü o bilir ki Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.”





