Beyanlar

Yazıya İnanmak

Yazmak, hem kendine hem başkasına inanmanın ve varlığını kalıcı kılmanın en güvenli yoludur.
Yazıya İnanmak
0:00 / 3:06
“Belki de bu yüzden, kendisine inanılmasını isteyenler hep bir kitap yazmıştır. Tanrı’nın bile kitapları vardır.” Tuhaflıklar Fabrikası - Eyüp Aygün Tayşir Bir cümlenin içine bazen koca bir hayat sığar. Bu söz bana şunu düşündürüyor: Anlatmakla inandırmak arasında görünmez bir bağ var. İnsan sadece anlaşılmak istemez; aynı zamanda inandırılmak ister. Kendine, başkalarına, hayata… Ve belki de bunu en güçlü şekilde yapabildiği yer, yazının sessiz ama kalıcı dünyasıdır. Söz uçar gider. Söylediğimiz bir cümle, karşımızdakinin kulaklarından girip bir an sonra unutulur. Oysa yazı, kâğıtta sabitlenir. Tekrar tekrar okunabilir, dönüp bakılabilir, yeniden anlaşılabilir. Bu yüzden kutsal kitapların varlığı tesadüf değildir; Tanrı bile mesajını kalıcı kılmak için yazıyı seçmiştir. Çünkü yazı, unutulmazlığın en kadim biçimidir. Benim için de yazmak, bir tür şahitliktir. İçimde olup bitenleri kağıda döktüğümde, aslında kendi varlığıma tanıklık etmiş olurum. Kağıt, en sadık dosttur; beni yargılamadan dinler, bana müdahale etmez, sadece üzerime eğilir ve kelimelerimi taşır. Konuşurken çoğu zaman yanlış anlaşılmaktan korkarım. Ama yazarken öyle değildir; cümleleri istediğim kadar yeniden kurabilirim, içimden geçenleri olduğu gibi dökebilirim. Belki de bu yüzden yazmak, kendi kendime açtığım en güvenli kapıdır. Bir de anlaşılma arzusu var elbette. İnsan yazarken yalnızca kendine değil, başkasına da seslenir. “Bak, ben de böyle hissediyorum, sen de hissettin mi hiç?” diye sorar satır aralarında. Yazı, görünmez köprüler kurar; bir yabancının kalbine değebilir, hiç tanımadığımız birine “yalnız değilsin” diyebilir. Belki de en çok bu yüzden yazıyoruz: Kendimizi yalnız hissetmemek için. Yazmak, aynı zamanda inançtır. Kendi sözümüze inanç. Düşüncelerimizin ve duygularımızın değerli olduğuna dair bir güven. Çünkü kaleme alınmamış duygular, zihnin içinde gelip geçici hayaller gibi yok olup gider. Oysa yazıya dökülen her şey, hem bizden hem de zamandan daha uzun yaşar. Bir gün biz kaybolsak bile, kelimelerimiz kalır. İşte bu yüzden yazmak, bir kurtuluş biçimidir. Kendimizi başkalarına değil, önce kendimize anlatmanın bir yoludur. Çünkü bazen en zor olan, kendi içimizde ikna olmaktır. Kağıda dökülmüş bir cümleye baktığımda, “Evet, işte bu bendim” diyebilmek, beni bana yeniden tanıtır. Belki de bu yüzden, kendime inanmak için yazıyorum. İçimdeki düzensizliği kelimelerle sıraya koymaya çalışıyorum. Çünkü yazdıkça, ben de kendime inanıyorum.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!