Sorunsal Meseleler Vol. 2 — Engel Olmak
Metin, fiziksel engellerden çok vicdan, empati ve toplumsal duyarsızlığın insanlığın önündeki asıl engel olduğunu vurguluyor.

Bugün bir kahve molasında, aslında hepimizin önünden geçip gittiği ama çoğumuzun gerçekten görmediği bir manzaraya denk geldim.
Yaya geçidinin kaldırıma bağlanan rampası sorunluydu. Tekerlekli sandalyedeki bir abi, karşıya geçebilmek için defalarca uygun bir açı aradı; olmadı. Tam içimden, “Bunu belediyeye mutlaka iletmeliyim,” diye geçirirken bu kez başka bir engel çıktı karşısına.
Bir araç, tam o rampanın önüne park etti.
İnsanlar sürücüyü uyardı. “Buraya park edemezsiniz, bak abi geçemiyor, hem de ceza yersin” dediler. O ise dönüp, ceza yemenin önemli olmadığını söyledi ve arkasına bile bakmadan uzaklaştı.
Çürümenin farkındaydım ama bazı anlar, insanın alıştığını sandığı şeyler bile yeniden canını acıtır.Çünkü bazen engel, kaldırımdaki beton değildir. Bazen direksiyonun başındaki umursamazlıktır.
Asıl aşılması gereken kaldırım mıydı, yoksa vicdanlarımız mı?
Şimdi bu davranışı biraz irdelemekte fayda var diye düşünüyorum.
Hassasiyet gösterilmesi gereken bir konuda bir insan nasıl bu kadar kayıtsız kalabilir?
Mesele yalnızca yanlış yere park etmek değil. Bir başkasının hayatını birkaç dakikalığına da olsa zorlaştıracağını bile bile arkasını dönüp gidebilmek.
Bunu anlamak için ne gerekiyor? Bilinç mi? Empati mi? Yoksa insanın ancak aynı mağduriyeti yaşayınca mı bazı gerçekleri daha iyi anlayabilir?
Çünkü bazı insanlar, bir engelin ne demek olduğunu ancak yol onların önünde kapandığında anlıyor.
Sonra fark ettim ki Asıl engel, tekerlekli sandalye değilmiş. Asıl engel; vicdanı hareket etmeyen, empatisi yürümeyen, kendini güçlü zanneden gözleri kibirden kör olmuş tiplermiş.
Çünkü gerçek güç, bir başkasının yolunu kapatabilmek değil; o yolu açabilecek kadar insan kalabilmektir. Hayatları boyunca sayısız engeli aşarak yaşamayı öğrenen insanların, kendini güçlü sananlardan çok daha sağlam durmasının ironisi de burada saklı.
Asıl güçsüzlük ise, iki adım yürüyebildiği hâlde bir başkasının hayatını göremeyecek kadar küçülmüş bir vicdana sahip olmaktır.
Belki de onlara “çok güçlüsünüz” demek bile eksik kalıyor. Çünkü onlar, bizim çoğu zaman şikâyet ettiğimiz hayatın içinden geçerken; bizden daha fazla sabırla, daha fazla cesaretle ve daha fazla dirençle yürüyorlar.
Asıl mesele onların önündeki engeller değil. Asıl mesele, bizim o engelleri görmemek için gözlerimizi kapatmamız.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şu:
Hayatta gerçekten kim engelli?
Yoluna bir rampa çıkınca yolunu değiştirmek zorunda kalan mı, yoksa önündeki insanın yolunu kapattığı hâlde bunu umursamadan hayatına devam edebilen mi?
Çünkü bazı insanlar tekerlekli sandalyede değil, vicdansızlıklarının içinde mahsur kalıyor.
O sandalyenin tekerleği değil, insanlığın tekerleği dönmüyor artık.
Geçmiş olsun insanlığın cenazesini okudunuz.
Başımız sağ olsun..






